Döndüğünde bütün vücuduyla dönen bir adam
Döndüğünde vücuduyla ve bütün güzelliğiyle dönen bir adamdan öğrendik hayata dair ne varsa. Aşka ve adalete en çok muhtaç olduğumuz demde doğunun kalbinde konuşan bir adamdı bu. Bütün coğrafyaların ve var oluşların dikkat kesildiği bir coğrafyadan geliyordu. Işık denizi yutmuş sonsuz geceleriyle çöl, bu adamın derin sessizliğine bir ayet gibi iniyordu. Bu kıpırtısız sonsuzluk, çıplak bir yürek oluveriyor, savrulup gelen ve ansızın çöken karanlığın ortasında yakıcı bir ateşe dönüşüyordu. Bu adam/ bir adam kendini döne döne yeniden deniyor. Tarihi, coğrafyayı, insanı ve âlemleri yeniden okuyordu. Çünkü sırların sırrına nüfus etmenin koşulsuz yoludur bu. Umut ile korku arasında gidip gelen bitkin ve yorgun bir bilinç, bütün seslerin ve sislerin arasından hiç şahid olmadığı bir sese yeniden çarpıyordu; “Şüphesiz mecnun değilsin sen!” Asabı bozulmuş, mizanı şaşmış, çöl fırtınalarının önünden kaçıp gelen ceylanlar gibi ürkek bir kente dönmek, kentle dönüşmek, kente dönüşmek ancak zamanlar ötesinden gelen bir çağrıyla mümkündü. “Ol” denildi ve oldu, O yürüdüğünde yeryüzü yürüdü. Zamanlar, aşklar, tutkular, isyanlar, varoluşlar ve anlamlar yürüdü.Döndüğünde vücuduyla ve bütün güzelliğiyle dönen bir adamdan öğrendik hayata dair ne varsa. Bakışlarının içimize düşürdüğü serinlikle bakmayı tedris ettik zamanlar boyunca. Bu adam ve dostları o denli mütevaziydiler ki kim ve kimler dursa önlerinde akıp giden suyun üstünde köpükten başkası kalmıyordu geriye. Ve kim kulak kesilse çağrısına, gülden başkasına dönüşmüyordu. Şairin söylediği gibi ” Onca yol çiğnediler, çiçek çiğnemediler.” Kasılıp kalan, kasıldıkça kibirlenen, kibirlendikçe katılaşan, katılaştıkça çirkefleşen, çirkefleştikçe köpekleşen bir zamana bahar serinliğiyle giriverdiler. Biteviye alışkanlıkların, kirli geleneklerin, sürgit ihanetlerin ve zulümlerin dilleri tutuldu. Bir keresinde salına salına yürüyen savaşçısına şöyle dedi adam; ” Böyle yürüyüşü sevmez Allah, lakin bu yürüyüş başka…” Böyledir! Kime dokunsa “insanlaştıran” bir sözü emanet gibi taşımak, sabrın yol verdiği bu bereketi her dem taze bir bahar gibi solumak böyledir.Döndüğünde vücuduyla ve bütün güzelliğiyle dönen bir adamdan öğrendik hayata dair ne varsa. Her yağmur tanesini bir meleğin getirerek yüreklerimize bıraktığını, nerede bir yetim ağlasa hesabının bizden sorulacağını, kendimizi bilmeden, kendimizi bulmadan, bildiklerimizin ve bulduklarımızın hiçbir anlam ifade etmediğini, O’ndan öğrendik.Şimdi öğrendiklerimizle test etme vakti yaşadığımız zamanı. Kimler dikkat kesilir şimdi sözlerimize… Kimdir şimdi bütün vücuduyla ve güzelliğiyle dönecek olan… Sahi nedir şu karşımızdaki devasa ve ürkütücü yapı? Anlar mı bizi şu kablo, lağım ve sirk medeniyeti…Ferhat Kalender (Yolcu Dergisi’nin eski sayılarından birinde)

Döndüğünde bütün vücuduyla dönen bir adam

Döndüğünde vücuduyla ve bütün güzelliğiyle dönen bir adamdan öğrendik hayata dair ne varsa. Aşka ve adalete en çok muhtaç olduğumuz demde doğunun kalbinde konuşan bir adamdı bu. Bütün coğrafyaların ve var oluşların dikkat kesildiği bir coğrafyadan geliyordu. Işık denizi yutmuş sonsuz geceleriyle çöl, bu adamın derin sessizliğine bir ayet gibi iniyordu. Bu kıpırtısız sonsuzluk, çıplak bir yürek oluveriyor, savrulup gelen ve ansızın çöken karanlığın ortasında yakıcı bir ateşe dönüşüyordu. Bu adam/ bir adam kendini döne döne yeniden deniyor. Tarihi, coğrafyayı, insanı ve âlemleri yeniden okuyordu. Çünkü sırların sırrına nüfus etmenin koşulsuz yoludur bu. Umut ile korku arasında gidip gelen bitkin ve yorgun bir bilinç, bütün seslerin ve sislerin arasından hiç şahid olmadığı bir sese yeniden çarpıyordu; “Şüphesiz mecnun değilsin sen!” Asabı bozulmuş, mizanı şaşmış, çöl fırtınalarının önünden kaçıp gelen ceylanlar gibi ürkek bir kente dönmek, kentle dönüşmek, kente dönüşmek ancak zamanlar ötesinden gelen bir çağrıyla mümkündü. “Ol” denildi ve oldu, O yürüdüğünde yeryüzü yürüdü. Zamanlar, aşklar, tutkular, isyanlar, varoluşlar ve anlamlar yürüdü.

Döndüğünde vücuduyla ve bütün güzelliğiyle dönen bir adamdan öğrendik hayata dair ne varsa. Bakışlarının içimize düşürdüğü serinlikle bakmayı tedris ettik zamanlar boyunca. Bu adam ve dostları o denli mütevaziydiler ki kim ve kimler dursa önlerinde akıp giden suyun üstünde köpükten başkası kalmıyordu geriye. Ve kim kulak kesilse çağrısına, gülden başkasına dönüşmüyordu. Şairin söylediği gibi ” Onca yol çiğnediler, çiçek çiğnemediler.” Kasılıp kalan, kasıldıkça kibirlenen, kibirlendikçe katılaşan, katılaştıkça çirkefleşen, çirkefleştikçe köpekleşen bir zamana bahar serinliğiyle giriverdiler. Biteviye alışkanlıkların, kirli geleneklerin, sürgit ihanetlerin ve zulümlerin dilleri tutuldu. Bir keresinde salına salına yürüyen savaşçısına şöyle dedi adam; ” Böyle yürüyüşü sevmez Allah, lakin bu yürüyüş başka…” Böyledir! Kime dokunsa “insanlaştıran” bir sözü emanet gibi taşımak, sabrın yol verdiği bu bereketi her dem taze bir bahar gibi solumak böyledir.

Döndüğünde vücuduyla ve bütün güzelliğiyle dönen bir adamdan öğrendik hayata dair ne varsa. Her yağmur tanesini bir meleğin getirerek yüreklerimize bıraktığını, nerede bir yetim ağlasa hesabının bizden sorulacağını, kendimizi bilmeden, kendimizi bulmadan, bildiklerimizin ve bulduklarımızın hiçbir anlam ifade etmediğini, O’ndan öğrendik.
Şimdi öğrendiklerimizle test etme vakti yaşadığımız zamanı. Kimler dikkat kesilir şimdi sözlerimize… Kimdir şimdi bütün vücuduyla ve güzelliğiyle dönecek olan… Sahi nedir şu karşımızdaki devasa ve ürkütücü yapı? Anlar mı bizi şu kablo, lağım ve sirk medeniyeti…

Ferhat Kalender (Yolcu Dergisi’nin eski sayılarından birinde)

  1. ikeyazhang bunu hayaledebilirsin kullanıcısından yeniden blogladı
  2. semak91 bunu hayaledebilirsin kullanıcısından yeniden blogladı
  3. hayaledebilirsin bunu gönderdi